Salı, Haziran 09, 2009
"görüşürüz bir ara, yine. görüşelim yani. özlüyor insan."
Aradan çok geçmedi halbuki... Ama bu araya yazıhane sahibi ne sevinçler, ne acılar, ne umutlar sığdırdı, bir Allah bilir...
Yolun karşısına geçiyorum. Trafik ışıkları çarpıyor gözüme. Meyra'yla bana kazandırdığı "ışıklarda altın günü" deyimi geliyor aklıma. Zoraki gülümsüyorum...
Bizim fakültenin camisine çok cenaze gelir. Arabalar yol kenarına parkeder sıra sıra. Yine dizilmiş araçlar... Durakla fakülte arasındaki yol mu uzamış benim mi ayaklarım varmıyor?
Dedim ya çok cenaze gelir buraya. Ama içimi burkan, yüreğimi sızlatan ilk cenaze bu...
Bu sefer, elde değil, ateş biraz da beni yakıyor. Onunla bir cemaat.com toplantısı haricinde hiç aynı mekanda bulunmadım. Ama hep, gitmesek de görmesek de orda bir yazıhane var, orda bir patron var, biliyordum. Takip ediyordum. Okuyordum. Bazen anlıyor, bazen söyleniyordum. Lakin samimiyetine hep inanıyordum.
Gencecik bir adam! Yeni evli, yeni müdür! Konduramıyor insan. "Bir yanlışlık vardır" dedim haberi aldığımda. "İyiydi o, iyi olacaktı!" Sabrediyordu, umut ediyordu.
...
Mevlam takdirindir, metanet ver.
Rahmetinle muamele eyle Ömer Faruk kuluna.
Geride kalanlara sabr-ı cemil nasip eyle.
Çarşamba, Haziran 03, 2009
yaşlandık gari
Yaşım kemale ermiş anlaşılan :)
* Eniştem eve yeni telefon aldı. Eski telefonda kayıtlı olan numaraların çıktısını almış, "mandalin, bir göz atsan şu listeye, değişen veya kullanılmayan numaralar varsa onların üstünü çizsen de yeni telefona kaydetmesek bir daha boş yere" dedi. Benimle alakalı çok numara yoktu listede. Olanların da %99'unun üstünü çizmek durumunda kaldım.
Esra'nın ailesinin evi kayıtlıydı. Esra baba evinden uçalı bir yıl olacak. Betül'ün öğrenci evinin numarası kayıtlıydı. O da İstanbul'dan uçtu çoktan. Kekiğin geçen yıl görev yaptığı yurdun numarası kayıtlıydı. O da şimdi İzmir'de. Meyra'nın baba evinin numarası kayıtlıydı. Çok da kolay bir numarası vardı, akılda kalan. Az çevirmemişimdir o numarayı. Onlar da taşındılar. Meyra'nın kendi evi kayıtlıydı. O da taşındı. Semt değişikliği olunca aynı numarayı alamazlar zaten diye onu da sildim. Rukiye'nin ev telefonu kayıtlıydı. Sınav zamanları sık arardı. "O konu var mıydı, nerelerden sorumluyduk" diye tekrar tekrar teyit ettirirdi. Okul bittikten sonra görüşmedik hiç onunla da. O da silindi. Sadece Özlem'in ailesinin numarası kaldı. Bakalım o ne kadar daha duracak?
Pazar, Mayıs 24, 2009
ngbb'de piknik kahvaltı
Halamlarla İstanbul şartlarına göre yakın oturuyoruz. Hatta ben haftanın en az 3-4 günü evlerinin yamacından geçiyorum. Ama çok sık bir araya gelemiyoruz yine de. Suçu günlük telaşelere atabilirim belki biraz...
Ablam sağolsun, bir toplaşalım ya hu, dedi. Cumartesi akşamı çaya davet ettik halamları. Bereket versin, amcam da bir kaç günlüğüne buralardaydı. Şenlendi ev. Muhsin'le(5) Furkan(6) iyi anlaşıyorlar artık. Mihrinaz (3) çıtı pıtı bir kız oldu. Muhsin'le satranç oynadılar ;) Hanne (2), küçük teyzesinin kopyası, ne kadar da benziyor Esmagül'e.
Hatice'den öğrendiğim tarifle limonata yapmıştım. İlk geldiklerinde, herkesin harareti üstündeyken ikram ettim. Mihrinaz'dan iltifat gördü en çok limonata. Tekrar istediğinde verdiğim "kalmadı canım" cevabı onu tatmin etmeyince tekrardan kolları sıvadım :p
Üstte kahvaltı fotoğrafları görülüyor. Biraz girizgah yapayım derken fotoların altına uygun anlatılar denk düşmedi. Kusura bakılmaya inşallah.
Coşkuyla girdik içeri. Arabalar için uygun park yeri bulununca da hemen boş bulduğumuz ilk masaya kurulduk. Nevaleler çıktı. Çaylar dolduruldu...
Kahvaltının ardından kendiliğinden oluşan küçük ekipler halinde bahçede gezintiye çıktık. muhsin babasıyla gülleri inceledi. Cengiz abi çocuklarıyla çimlerde yuvarlandı. Ben, amcam ve hala kızı kısa bir tur attık. Ardından halam ve beyi de bizim gruba dahil oldular, turu genişlettik.
Söğüt dallarının gölgesindeki bu bankları nasıl boş bırakmışlar diye şaşırdım :)
üç büyüklerimiz :) amcam, halamın beyi, halam.
Bir çok, ne kadar çok, epey çok bitki türü vardı. Yanlarında isimleriyle çeşitli bilgiler de verilmişti. Fazla okumadım doğrusu. Güzelliği ve çeşitliliği seyretmeyi yeğledim.
Bu koridora gül yolu dedim ben. Gül kokusu nasıl oluyormuş hatırlatıyor ;)
Bu yakışıklı da bahçenin sakinlerinden. Zira epey sakin ve insansever buldum ben bu parktaki diğer hayvanları da :) misalen, ördekler ağaç altında gölgelenirken yanlarına yaklaştığımda hiç rahatsızlık belirtisi göstermediler ;)
Ahşap basamakları kayma olmasın diye ince tellerle kaplamışlardı. Ayrıca bu parkın çok güzel yanlarından biri de çimlere basmanın serbest olması...
İstanbul çocukları şanslılar. Çok farklı ve orjinal oyun alanlarına sahipler bu şehirde. Tabi biraz da "şartlı şans" bunlar. Sizi gezdirmeye vakit ayıracak anne babalar lazım. Size vakit ayıracak anne babalara maddi olanaklar lazım. Parka giriş ücretsiz. Lakin yaya girişi almıyorlar. Arabayla alıyorlar. Doluluk oranı araç kapasitesiyle kontrol ediyorlar herhalde. 
Yaklaşan SBS sebebiyle yoğun bir çalışma programında olan halamın oğlu da kısa bir soluk almış oldu bu gezide. Bir de söylemeden geçmeyeyim, çok güzel kayıyordu bu kaydıraklar. Cilalı da ondan galiba :)
Yanından geçerken uğurböceği arkadaşla da selamlaştık. Bir kaç poz rica ettim, kırmadı. İş uzayınca "yüz verdik astarını istiyorsun" dedi. Hızlıca olay mahallini terk etti :)Pazar, Mayıs 17, 2009
otobüste molotof var!

5 Mayıs 2009 Salı akşamı...
Kadıköyden 20Üye bindim. Saate baktım, 19:55. Huzursuz oldum biraz. Gecikmişim. Karşıdaki derslerden döndüğümde ya da bir programa gittiğimde daha da geç ulaştığım oluyordu eve. Ama bu sefer biraz keyfiydi sanki bu saate kalmam...
Otobüsün kalkmasına beş dakika daha olmalı. Kitabımı çıkarıyorum çantamdan. Otobüs de kalabalıklaşıyor bu arada. Arka çaprazımda oturan kız yüksek sesle telefonla konuşuyor. Sanırım izin günlerinde bir bankacı. Müşterileri bile özledim diyor arkadaşına. İnsanların etraflarındakileri umursamaz tavırları ve hassasiyetsizlikleri canımı sıkıyor. "Biraz daha sessiz konuşsanız" demek için arkama dönecekken bitiyor görüşmesi neyse ki...
Kitaba devam diyorum. Arada bir başımı kaldırıp 'neredeyiz' diye bakıyorum. Bu baş kaldırışlarda önümde ayakta duran adamla istemdışı olarak gözgöze geliyorum... Hala e5'teyiz. Trafik sıkışık...
A. Hamid'le ilgili satırlara dönüyorum tekrardan. Okuduklarım şaşırtıyor beni... Etrafa bakıyorum yeniden. M. Kemal mahallesine girmişiz nihayet...
"Polisi arayalım mı şoför bey?!"
Satırların üzerindeki gözlerim açılıyor, telaşla etrafa bakıyor. Otobüste bir hareketlilik var. "Ne oluyor?" demeye kalmıyor. Yüzlerini poşuyla örtmüş, otobüsün yanında koşan 5-6 kişi görüyorum.
O anda ilk aklıma gelen, otobüse binip bizi tarayacakları oluyor. Mardin'deki elim vakanın üzerinden henüz 1-2 gün geçmişken ve insanoğlunun insanlık vasfını kaybettikten sonra neler yapabileceğine şahit olmuşken... Kapıların kapalı olduğunu anlayıp bir an ferahlıyorum ki arkadan, "inecek var" sesi geliyor. Hemen açılıp kapanıyor arka kapı.
Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Etrafta kendilerini poşularla kamufle eden kişiler koşturuyor. Bu görüntüye belli ki alışık bazı insanlar da "normal" davranıyorlar.
Ateş yakıp yolu kesmişler. Şoför geri dönmeye çalışıyor. Allahım n'olur yardım et, çıkalım şurdan!
... demeye kalmıyor şoföre bağırıyor poşulular. Camları yumrukluyorlar. Bir patlama sesi duyuluyor. Dumanlar sarıyor etrafımızı. Otobüsün dış sol tarafından alevler çıkıyor. "Kapıyı aç kapıyı aç" diye bağırırken herkes korkudan ne yapacağımı bilmez halde "Allahım yardım et, Allahım yardım et" diye inliyorum. Biri elimden tutuyor, "gel abla gel" diyor, hızla otobüsten indiriyor beni.
İniyoruz ama ya dışarda bir şey yaparlarsa...
Duman genzimi yakıyor. Ara sokağın içine doğru koşturuyor herkes. Kadınların bazıları çevredeki evlerden limon ve su istiyorlar. Ben ürküyorum evlere yaklaşmaya. Ne de olsa bu olayın müsebbibleri de buralarda oturan insanlardan. Sokağın ucunda gördüğüm bakkal daha güvenli geliyor. Öksüre öksüre, bir an önce suya kavuşma umuduyla ilerliyorum.
Bakkala girip boş bulduğum sandalyeye çöküyorum. Otobüsteki diğer yolcular da birer birer bu tarafta bakkalın önünde toplanıyorlar. Herkes sulara sarılıyor. Nefes alışlarımız düzeliyor. Bu arada ana caddeden tekrar molotof sesleri geliyor...
Nerdeyim, eve nasıl döneceğim?!
...
O gün eve sağ salim döndüm hamdolsun. Ara caddeden geçen bir minibüse bindim. Binmekte tereddüt ettim ilk önce. Ama diğer kazazedelerin de bindiğini görünce bindim ben de. Olay yerindeyken aramamıştım kimseyi. Beni gelip alamazlar. Gelecek olsalar da ben orda nasıl beklerim o kadar diye.
Çok şükür vardım eve. Ablam:
Nerdesin sen mandalin?!
Başıma geleni bir bilsen abla!
...
Anlamıyorum... anlayamıyorum... insan hiç tanımadığı insanlara nasıl bir öfkeyle ve nasıl bir gerekçeyle böyle bir korku yaşatır?
Pazar, Nisan 26, 2009
gezdik gördük, parkları var, eğlenceli mi eğlenceli


Teleferiğe binmekte çekindiler önce. Benim de gözüm almadı, düşerler diye endişelendim. Ama binen çocukları izledim sonra. Tehlikeli olmadığına kanaat ettim.
Küçükken, bir Ankara seyahati sonrası, babam kültür bakanlığı devlet çocuk korusunun kasetlerini getirmişti. "Devlet bakanımız Cemil Çiçek der ki..." diye başlardı kaset. O zamanlar da bakanmış :) Çok dinlemiş olmalıyım ki, halen ara ara aklıma gelir bazı şarkılar. gezdik gördük, çiçekleri var, renk renk
Ablam akşamdan hazırlık yapıyordu sabah için. mfc ile ben ise pek gönüllü değildik gitmeye. Mırın kırın ediyorduk. Nasıl olsa arabaya sığmayız, onlar ailece gitsinler diye düşünüyorduk.lalelerden figürlerle doluydu koru. burda da beyaz bir güvercin var.
Sabah abimin telefonuyla uyanınca "hazır ayılmışken gidelim, evde pineklemenin alemi yok" dedik.şaşkınlıkla izledik bu sincapın daldan dala geçişlerini. karganın biri musallat olunca ağaçların tepelerinde cambazlık yaptı :)

İstikamet, Emirgan korusu. Kahvaltımızı ordaki piknik masalarında yapacağız. 10:30 olmadan varıyoruz.
Oooo! Ben gelmeyeli

Bolca ahşap masa konulmuş. "Açıkta kalırız, yer bulamayız" diye endişe etmeyin. Tedarikli gelenler de vardı tabi. Açılır kapanır sandalyeleriyle gelenler pek keyifli görünüyordu.
Güvenlik görevlilerini sağda solda her yönde görmek mümkün. Yukarda çimlerde koşturan minikler de görevlilerin düdüklerine muhatap oldular :) Cumartesi, Nisan 25, 2009
Herkes yazar. Yazar, başka yazar.

- "Bu yüzden toplumda değişiklik yapmak isteyenler önce dile müdahale etmişlerdir.
George Orwell'ın 1984 adlı eserinde bir dil projesi vardır mesela." (Henüz okumadım ama anlatılanlar bana İsmail Hoca'nın derslerinden birinde zikrettiği Trajik Başarı Türk Dil Reformu isimli çalışmayı anımsattı.)
-"Kendi dilinizi bulma süreci, aslında kendi düşünce dünyanızı bulma sürecidir. Zevkinizin gelişmesi için güzel sanatlardan biriyle mutlaka ilgilenmelisiniz. (Bu hususu İsmail Hoca da hep zikreder.) İlgi alanınız genişledikçe bakış açınız genişleyecek. Tanpınar'ın Huzur'undaki musikiyle alakalı bölümleri bir araya getirsek harika bir müzik kitabı oluşturabiliriz."
-"Peşine düşeceğiniz meseleleriniz olmalı. Merakınız olmalı. Aç olacaksınız. Bilgi açlığı hissedeceksiniz. Çok çalışacaksınız. Günde 18-20 saat çalışmadan birşey yapmayı beklemeyin. Medeniyet dediğiniz kütüphaneye kapananlarla laboratuvara kapananların eseridir."
- Beşir Bey, konuşması esnasında ara ara "bakın, önemli bir şey söylüyorum burda" uyarılarında bulundu. Harun Hoca'nın benzer durumlardaki ifadesi de "dikkat buyuruyor musun ne demeye çalıştığıma?" şeklindedir :) "Burda bir şeyler anlatılıyor, bunları yabana atmayın" diyorlar.
- Yazar nelerden bahseder? Kitaplardan bahseder. Sözün aktığı minvalde bazı kitap isimleri zikretti. "Duymuş muydunuz bunu?" "Okumuş muydunuz bunu?" diye sordu sık sık.
- Soru-cevap faslında uzun sorulara kısa cevaplar vermeyi tercih etti. Büyük yazarları taklitten nasıl korunabiliriz sorusuna, bu kaçınılmaz bir süreçtir, şeklinde yanıt verdi. "Büyük yazarlar despotturlar. Kuşatıcıdırlar, prangaları vardır. Mesela ben, Tanpınar yüzünden Bursa hakkında yazamıyorum. Öyle bir Bursa tasvir etmiş ki Beş Şehir'de ne zaman kalemi elime alsam Bursa hakkında yazmak için onun etkisinden kurtulamadığımı farkedip vazgeçiyorum."
- Kendisinin yazma sürecinin tetikleyicisi 1969 yılında başlatılan 1000 temel eser çalışması olmuş. Bu çalışma içinde yer verilen Yahya Kemal ve A.H.Tanpınar'a ait eserleri tekrar tekrar okumuş. "Bir kültür hamlesi bakın bir kişiyi nasılş etkileyebiliyor. Türk kültürünün dünyasına açılan bir altın kapı oldu benim için Yahya Kemal. Ordan bir çok başka şeye ilgi duydum. Tanburi Cemil Bey, Yahya Kemal için nasıl bir kapı açtıysa benim ki de öyle oldu.
- Takdir bekler her yazar. Bazı okuyucular ve dinleyiciler ise bu hususta çekimser davranır yahut ihmal ederler. Salondaki çoğu dinleyicinin ihmalini bir beyefendi kapattı. "Kendimi kelimelerin büyülü dünyasında konforlu bir seyahatte hissettim". Bunu duymaktan memnun bir ifadeyle teşekkür etti Beşir Bey de.
tabi ki kırmak istemem
Mandalina: Muhsinciğim hadi hazırlanıyoruz,çıkacağız birazdan. Kargoya vermemiz gereken bir paket var.Tv karşısındaki Muhsin, biraz kıpırdanır ama kopamaz da izlediği çizgi filmden. Teyze tekrar seslenir:
-hu hu küçük bey, annenler evde yok. Ben de çıkıyorum. Sanırım evde yalnız kalmak istemezsin.
Anahtar kelimeleri kullanmıştır bu sefer teyze. Hemen karşılık bulur tepkisi:
-Evet, tabi ki.
Üst baş değişilir, yola düşülür. Yakınlardaki ptt kargo ilk hedeftir.
Lakin gidilir görülür ki şube tamirat dolayısıyla 3 hafta kapalıdır. Hedef uzaklaşmış,yol çoğalmıştır.
Muhsin: Ne yazıyor camdaki kağıtta teyze?
Mandalin: Burası kapalıymış Muhsin. Biraz daha uzaktaki kargoya gitmemiz gerek. Yürüyebilecek misin?
Muhsin: Tabi ki yürüyebilirim.
Yürürken bol bol nefs terbiyesi fırsatı çıktı Muhsin'e:
-Şimdi zaten dondurma havası değil di mi teyze? Havaların biraz daha ısınması lazım değil mi?
Jelibonları görünce de oto kontrolü elden bırakmadı:
-Bunlar zararlı zaten değil mi teyze?
Dönüşte markete uğradık. Buraya girince nefs terbiyesiydi, oto kontroldü hikaye oldu.
- Teyzee lütfen ama, niye siz istediklerinizden çok şey alabiliyorsunuz da ben sadece bir tane alabiliyorum?
------
Eve dönerken güvercinli parka uğramak istedi.
- Gidip yakından bakabilir miyiz teyze?
- Peki bakalım.
- Beni kırmak mı istemedin?
Bilmiş şey ;)

Çarşamba, Nisan 08, 2009
İsamda masan olsun. Daha ne olsun?


















